Search
Close this search box.

LGBTİ EYLEMLERİNDE MEŞRULAŞTIRMANIN ARACI, İSTİSMARIN MAĞDURU OLARAK ÇOCUK

9 Mayıs 2020
Meltem AYVALI
Öncü Kadın Genel Başkanı

Diyanet’in Cuma hutbesine Ankara Barosu’nun saldırgan tepkisi kamuoyunda eşcinsellik tartışmasını alevlendirdi. Diyanet’in eşcinselliğe tavır alması ve bunu İslami kaynaklara dayandırmasında gariplik ya da aşırılık yoktur. Ankara Barosu’nun açıklaması ise açık bir şekilde nefretin dışa vurumudur. Açıklamanın, cumhuriyet kurumu olan Diyanet’e saldırmanın kendi mahallelerinden alkış getireceği beklentisiyle yapıldığı anlaşılmaktadır. Son yıllarda sıklaşan “Diyanet Kapatılsın” kampanyaları şüphesiz ki beklentinin zemini teşkil etmektedir. 

Ankara Barosu’ndan tepki göstermesi beklenen esas konu ise hutbeden bir gün önce yani 23 Nisan’da CHP’li Kadıköy ve Şişli Belediyelerinin Kent Konseyleri LGBTİ Meclisleri aracılığıyla bir afiş paylaşarak çocukları LGBTİ olan ve olmayan şeklinde bölmesidir.  Çünkü, “akran-aile zorbalığına tepki” süsüyle sunulan afişler, kadın ve erkek arasındaki ilişkinin normal kabul edildiği düzenin yıkılması ve toplumun yeni bir cinsellik temelinde örgütlenmesi projesinin devamıdır. Proje, çocuklar üzerinden meşrulaştırılmaktadır. Çocuk demek gelecek demektir.

Projeyi anlamak için LGBTİ hareketinin değişimine, taleplerine, eylem biçimlerine bakmak yeterlidir. LGBTİ bireyler dünyanın her yerinde baskıya, zorbalığa, ayrımcılığa maruz kaldılar ve insan hakları için mücadele ettiler. Günümüzde ise LGBTİ, hak temelli bir hareket olmaktan çıktı. Harekete rengini veren, onu şekillendiren ana unsur Queer (kuir) aktivizmi oldu. Hareketin adı LGBTİQ şeklinde güncellendi. Kuir hareket, lezbiyen ve gey yurttaşlık hakları yaklaşımına karşıydı. Çünkü hak, adalet, eşitlik talebi kendini sisteme hoş ve sıradan göstermeyle sonuçlanıyordu. Ayrıca, sistemin sapkın göreceği sado-mazoşizm gibi pratikleri dışlamış oluyorlardı.

Kuir teoriye göre;  biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim kimliklerinin hiçbiri doğal değildi, heteroseksüel iktidar ilişkilerinin dayatmasıydı, sistem içiydi. Cinsiyet sabit değildi, değişmeliydi. Normlar sürekli yeniden tanımlanmalıydı. Heteronormatif toplumsal düzen yıkılmalı ve hâkim kodlar dönüştürülmeliydi.

Sokak propagandası, kültürel uyumsuzluk eylemleri ve çok cinsiyetli öpüşme etkinliklerini benimseyen kuir aktivizmi onur yürüyüşlerinde kendini gösteriyordu. Son yıllarda çocukların bu yürüyüşlerin simgesi haline getirilmiş olması ise yeni bir toplumsal model ve yeni bir gelecek inşası ile uyumluydu. Digital platformlardan, televizyonlardan, akademiden, “sivil toplum örgütlerinden” pompalanan ve Batı’dan fonlanan şey de heteronormatif düzene başkaldırıydı. Ve bu noktaya; homofobik etiketi yemeyelim diye eşcinselliğin var olduğunu ancak doğal bir ilişki biçimi olmadığını söyleyemediğimiz, linç edilmeyelim diye bilim ve tarih dışı dayatmaları kabul ettiğimiz, sınırsız cinsel özgürlükler propagandasına kapılarak çürümeyi normalleştirdiğimiz için geldik.

Özetle, günümüzde LGBTİ ile dayatılan; normalin, dengenin, sınırların olmadığı bir toplumsal model ile cinselliklerine hapsolarak özgürleşeceğini zanneden bireylerdir. İnsanların cinsel yönelimlerinden ziyade yetenekleri, başarıları, ürettikleri, topluma kattıklarıyla kendini var etmesi için cinsel yönelimden kaynaklı eşitsizliklerin engellenmesi gerektiğini belirtelim. Yaşama hakkı, eğitim hakkı, çalışma hakkı, barınma hakkı gibi insan onuruna yaraşır biçimde yaşamayı güvenceye alan temel haklara sahip çıkılmalı, şiddet ve ayrımcılıkla mücadele edilmelidir.

Kuir dayatmasını önümüzdeki yazılarda işlemeye devam edeceğiz. Üzerinden atlamamamız gereken bir konu daha var: Çocuk istismarı.

Batı’nın kalbinde, sözde medeniyetin merkezlerinde düzenlenen onur yürüyüşlerinde küçücük çocuklara ağır makyajlar yaptırılıyor, erotik danslar öğretiliyor ve cinselliğini sergilemesi isteniyor. Yine aynı yürüyüşlerde otuzlu yaşlarında bir erkek görüntülerden 10 yaşın altında olduğu anlaşılan bir çocuğu dudağından öpüyor. Çocuk hakları savunucularından en ufak bir ses çıkmadığı gibi LBTİ hareketi ile kol kola giriyorlar. İkiyüzlülüğe bakın. Adana’da sarıklı bir adam 6 yaşındaki bir çocuğu öpse ortalığı yıkacak olanlar (ki haklı bir yıkış olur) New York’taki eşcinsel erkek aynısını yapınca modernlik zannediyor. Çocuk aynı çocuk! 18 yaşın altında.

Hâlbuki burada, tartışmaya yer bırakmayacak biçimde çocuk istismarı var. Çocuk istismarı deyince genellikle cinsel istismar anlaşılıyor. Fakat çocuk istismarı, çocuğun tam olarak anlayamadığı ve gelişimsel olarak hazır olmadığı eylemlere maruz bırakılmasıdır. Kaldı ki cinsel şiddet tecavüzle sınırlı değildir. Çocuğu açıkça cinsel biçimde kendini ifade etmeye teşvik etmek veya zorlamak, uygunsuz cinsel materyallere maruz bırakmak, pornografik performans ve materyallerde kullanmak şiddetin farklı biçimleridir.

LGBTİ dayatmalarındaki çocuk istismarına değindiğimiz an Atatürkçü/solcu çevrelerden akıl ve vicdanla izahı mümkün olmayan sorular geliyor. Ensar Vakfında tecavüzlere karşı çıktınız mı? Çıktık tabi, herkes çıktı. Çocuk istismarına sessiz kalmak insanlığa sığar mı? İster bir tarikat yurdunda ister bir kolejde ister bir spor okulunda ister bir köyde ister bir şehrin merkezinde nerede olursa olsun çocukları koruyacağız. Peki, bu dostlarımız LGBTİ çocuk istismarının karşısına dikilme cesaretine neden sahip değiller? Bir cumhuriyet kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı ile savaştıkları kadar neden çocukları korumak için savaşmıyorlar?

Cevabını biz verelim. Sistemin muhalefetini benimsediler. Çocuk istismarını özgürlük zannedecek kadar.