Search
Close this search box.

BU ÖDÜL AYDINLIK, ULUSAL KANAL VE ONLARI YAŞATANLARIN ALIN TERİDİR

Hemen yanı başımızda komşumuz. Dilimiz, dinimiz, yediğimiz, içtiğimiz, tarihimiz. Birbirimize karışmış, sözcük vermişiz sözcük almışız…
8 Ocak 2024
Şule PERİNÇEK

Ey hüzünlü vatanım!

Beni bir anda…

Aşk ve duygu şiiri yazan bir şairden

Bıçakla yazan bir şaire çevirdin…

Bu dizeler Filistinli şair Nizar Kabbani’ye ait.

Bugün Filistin’de yine şiirler kahramanlıkla yazılıyor,

Bugün emperyalizme karşı en ön safta mücadele eden Filistin özgürlüğüne kavuşana kadar hepimiz Filistinliyiz.

Ey Kudüs!..

Ey hüzünlerin şehri!

Ey göz kapaklarında dolaşan iri gözyaşı

Ey dinlerin incisi, sana olan saldırıları kim durduracak?

Duvar taşlarındaki kanı kim yıkayacak?

Kim kurtaracak İncil’i?

Kim kurtaracak Kur’ân’ı?

Kim kurtaracak Mesih’i, Mesih’i öldürenlerden?

İnsanı kim kurtaracak?

Ey Kudüs!..

Ey benim güzel şehrim!

Ey Kudüs!..

Yarın… Yarın limon ağaçları çiçek açacak

Yeşil başaklar ve dallar sevinecek

Gözler gülecek

Ve geri dönecek göçmen güvercinler,

Pisliklerden arınmış çatılara

Atıyor bir taş..

Ya da iki taş

Bölüyor İsrail kobrasını ikiye

Yutuyor tankların etini

Ve dönüyor bize…

Kolsuz

Bir an içinde…

Görünür bulutların üstünde bir yer

Doğar gözlerde bir vatan (…)

Sorar onu büyük gazeteler:

Kenân topraklarından gelen bu peygamber kim?

Hangi çocuk bu?

Hüzün rahminden çıkan,

Hangi efsane bitkisi

Duvarların arasında bu biten?

Hangi yakut nehri

Kurân’ın yapraklarından taşan?

Gazze öğrencileri!..

Öğretin bize…

Sizdekinin bir kısmını

Çünkü unuttuk biz (…)

Öğretin bize…

Çocukların elleri arasında taşın

Nasıl değerli bir elmasa dönüştüğünü

Gazze öğrencileri!..

Basınımıza aldırmayın

Dinlemeyin bizi

Vurun… Vurun…

Tüm gücünüzle

Kararlı olun

Ve dinlemeyin bizi…

Suçlanıyoruz terörle biz

Ne zaman savunsak gülü… ve kadını,

Günahsız kasideyi…

Gökyüzünün maviliğini…

DAHA YÜKSEKLERDE TAŞIYACAĞIZ

İşte ben de bugün, bu sahnede, bu ödülü

Bizi terörle suçlamayan…

Gülü… ve kadını,

Günahsız kasideyi…

Gökyüzünün maviliğini…

Kahramanca savunan

Basınımız adına,

İlk göz ağrım Aydınlık adına,

Son gözbebeğim Ulusal Kanal adına,

Onları o çok değerli taşınır ve taşınmazlarıyla yaşatanlar adına alıyorum!

Bu ödül,

Sizin emeğinizin,

Alın terinizin eseridir.

Daha yükseklere taşınacaktır!

Sözümüz sözdür.

NOT: (CKD ve TSB’nin verdiği Cumhuriyet’in 100. Yılı Yükselen Kadın Ödülleri Töreni’nde yaptığım konuşmadır)

YOK OLUYORUZ AMA ÖLMÜYORUZ İMKÂNSIZ OLANDIR ÖLEN

1998’de Filistin’e gittiğimizde sevgiyle andığım Şükran Kurdakul abimiz de onur konuğuydu. Döndüğümüzde yayımlanan bir yazısında şöyle diyor:

“Yıllar yılı kasabaları, kentleri bile açık hava hapishanesine döndüren bir ülke burası. Yaralarını sarmaya çalışan gazi ülkelerden biri. Acıların sütüyle yaratılmış dizeler dinledim. Şimdi büyük çoğunluğu ya öldürüldü ya toplama kamplarına alındı o vatanseverlerin. Ama dünya halklarına armağan ettikleri direniş ve bu direnişi ağıtlayan dizeler kuşaktan kuşağa etkisini sürdürecek. Çanlarına ot tıkayacak barbarlığın.”

Pen Kulübü Başkanı sevgili kardeşim Filistinli kahraman kadın şair Hannan Awad’ın davetlisiydik. Ona da kendi şiiriyle selam gönderelim: 

Ben bir çiçeğim, yoldaşım

Kan meydanında

Çevremdeki nesnelere aşinayım

Gökyüzünü kucaklıyorum

Ve şiir yazıyorum

Gözlerinde tan ağaran

Ve gökyüzünün ağladığı

Kardeşlerim için,

Kalplerinde aşk şarkısının

Yeniden çaldığı kardeşlerim için

Cömert vatanımız için

Uzun yolculuğunda

Yolumda ilerliyorum

Yok oluyoruz ama ölmüyoruz

İmkânsız olandır ölen

 FİLİSTİN’DE KALDIRDIKLARI TAŞ

Hemen yanı başımızda komşumuz. Dilimiz, dinimiz, yediğimiz, içtiğimiz, tarihimiz. Birbirimize karışmış, sözcük vermişiz sözcük almışız…

Ama emperyalistler girmiş araya cetvelle sınırlarımızı çizmiş, bıçakla keser gibi.

Hâlâ aynı baltaları kullananlar var… alet olarak.

Hiç Arap şiiri okudunuz mu?

Eski Yunanı oysa bilirsiniz ezbere.

Batı dillerinden bilmem kaç çevirisi yapılmıştır.

Atatürk, şair millettir, der Araplar için. O derin kültür ve coğrafyanın yaşanmışlığı pek doğurgandır.

DÜNYA ŞİİRİNİN EN GÜZEL ÖRNEKLERİ

Afşar Timuçin, Arap şiiri için “dünya şiirine en güzel örnekler vermiştir” diye tanımlar.

Filistin şiiri de işte bu kaynaktan beslenmiş. Onunla da kalmamış.

Çok değerli dostumuz, Afşar Timuçin’le 2000’e Doğru ve Papirüs’ü çıkartırken çok uzun muhabbetlerimiz oldu. Öyle çok konuştuk ki bu konuları…

Timuçin, Filistin’i tanımlarken bir yandan da şöyle yol gösteriyor şiire ve şaire:

“Bütün dünya kültürüne açık insanların yarattığı bu yeni şiir, büyük bir şiir geleneğini bir kavga şiirine doğru geliştirmekte. Günümüz Filistin şairleri dendiği zaman, şiiri silah yapmış usta şairler geliyor aklımıza.

“Her şiir, insan dünyasından bildiriler sunar, insanın temel sorunlarını ele alır ve tartışır, insana kendinde olanı açık etmeye çalışır. Şiir burada kalmaz, daha öteye giderek bugünün sorunlarla, zorluklarla dolu insanını yarının mutlu insanına götürmenin yollarını arar. Bu arayış içinde şiir bir silah olur, şair de bir savaşçı. Özellikle yaşama kavgası yapan halkların şiirleri, yarınki insana ulaşacak yolları teker teker tartışırken, var olan düzenle açık bir hesaplaşmaya girer; bu hesaplaşma, şiiri bir yükümlü, şairi de bir görevli durumuna getirir.

“Ezilmiş insanların dünyasını yansıtan kavga şairleri, bu görevin bütün sorumluluğunu yüklenmiş insanların sesini ulaştırıyor bize. Bu şairler, okumuşların aydınca sorunlarından çok, egemenliğini yitirmiş bir halkın kavgasını işliyor, kavgasına katılıyor; halkın yanında yer alıyor; bu yüzden, halkın sesini kullanıyor, halkın acılarını yansıtıyor.

“Filistin kavga şairleri aynı zamanda bir halkın varoluş kavgasının içindeler, bu kavgada yerlerini almışlar, Arap ulusunun düşmanlarıyla savaşıyorlar.”

ARAP ULUSUNUN DÜŞMANI BİZİM DE DÜŞMANIMIZ

İşte bizleri ayrı düşürmelerinin nedeni bu olmasın!

Arap ulusunun düşmanı, bizim de düşmanımız. Ya birleşirsek düşünebiliyor musunuz ortaya çıkacak enerjiyi. “Düşman” uyumuyor, biliyor.

Bugün de görevde. Görevlileri de çok beceriksizce iş başında.

Arap düşmanlığı kışkırtması ciddi bir temele oturuyor. Kişisel bir esinti değil, böyle biline.

Ama “şair öldürmek her zaman tehlikelidir!”

Hem de çok.

1950 yılında emperyalist işgalciler ünlü Filistinli şair Hümeyrad’ı idam ederken  “boğulan bir şiirin kaç yeni şairde yepyeni şiirlere dönüşeceğini” hesaplayamamışlardı.

Mahmut Derviş, şairliği de işte böyle başlamış:

“1948 yazının o gecesinde, dingin bir köyde atılan mermiler ayrım gözetmedi. Altı yaşımdaydım, zeytinliklere, sonra dağlara koşar buldum kendimi, bazen yalınayak, bazen yere kapaklanarak. Korkuyla ve susuzlukla geçen kanlı bir geceden sonra…”

Yokluk ve yılgınlıkla başlayan çocukluk kavgacı bir büyüklüğe dönüşmüş…

Başka bir şair Samih El Kasım “benim gerçek doğumum 1948’de oldu diyor.

KAVGAMIZA GÜÇ KATTILAR

Biz de 1970’lerde Yıldırım Bölge Cezaevinde bayramlarda seyranlarda kendi ellerimizle yaptığımız kutlama kartlarımıza suretlerini çizdik, şiirlerini yazdık.

İçeri girmeden Filistin’in bağımsızlığı ve ortak düşmana karşı mücadelede dayanışma için güle oynaya yolcu ettiğimiz arkadaşlarımızın ölüm haberlerini o dört duvar arasında aldık

Vatan Partili o kadar çok Bora, Gözen, Cafer, Ali, Kiraz, Kerim, Gürol, Ahmet, Yücel, Şükrü vardır ki…

Halkı için, güneşli günler görelim diye canını veren can arkadaşlarımın adları çoğalarak çocuklarımızda yaşıyorlar.

Kavgamıza güç kattılar.

Şimdi bütün dünya ayakta.

Başta yazılan yalan dolan Hollywood senaryoları ezildi geçildi.

Filistin’de kaldırdıkları taş başlarına öyle bir düşecek ki…

O öfkelerle, başkaldırılarla, o kardeşlik duygularıyla umutlarla Okyanuslara açılacağız.

Çok daha güzel şiirler yazılacak.